Ana içeriğe geç

Haber Yenisöz: Gaziantep, Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, gündem, spor, ekonomi, yerel gelişmeler ve köşe yazıları.

Mehmet Güngördü
Mehmet GüngördüKöşe Yazarı

KİBRİNİZ BATSIN

Gazeteci olmamız hasebiyle ister istemez bazı belediyelerin resmi kurum ve kuruluş idarecileriyle muhatap olmak zorundayız.Gönül arzu ederki muhatap olacağımız…

Gazeteci olmamız hasebiyle ister istemez bazı belediyelerin resmi kurum ve kuruluş idarecileriyle muhatap olmak zorundayız.Gönül arzu ederki muhatap olacağımız arkadaşlar veya meslektaşlarımız duygularımıza tercüman olsun, Çözüm odaklı arkadaşlar olsun, rahat ulaşabileceğimiz dostlar olsun, ama maalesef tamamen bir hayal kırıklığı.Bunlar ne acıdır ki Ak parti’yi arkasına alarak güç devşiren zihniyetler.Bunlar Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdeğon’a yük olmaktan zarar vermekten başka bir ideolojileri yok maalesef.
Bunlar aldıkları güçle nasıl olsa bana bir şey olmaz rahatlığı ile kibir, bencillik ve egosu tavan yapmış bir şekilde yönetim sergilemeye çalıştıklarını üzülerek görmekteyiz.
Egosunun olumsuz yanlarını göstermekten çekinmeyen, hatta bundan zevk alan bu tip idareciler, kendi görüşleri kabul edilsin isterler. Eleştiriyi asla kabul etmezler ve hatalarını da görmezler. Çünkü hata yaptıklarına inanmazlar. Hep biat edilmekten hoşlandıklarından emirler yağdırmayı çok sevdikleri gibi başkalarını zor duruma düşürmekten, çoğunlukla ezip geçmekten de kaçınmazlar. En önemlisi de yürüyüşleri bile değişir!
Oysa iyi bir yönetici: bencilliğinden arınmış, hırs ve egosunu doğru şekilde kullanmayı bilen, iletişim becerisini en üst düzeyde tutabilen, alçak gönüllü, ekip arkadaşlarına değer verip fikirlerini dinleyen, onlara örnek olacak tutum ve davranışlar sergileyen, doğru, dürüst, bilgili ve yol gösterici olmalıdır.
Bir memlekette herkes koltuğun peşine düşmüşse, artık konuşulması gereken şey koltukların sayısı değil, o koltuklara neden bu kadar talip olunduğudur.
Koltuk…
Dört ayaklı, üzerine oturulan sıradan bir eşya gibi görünür. Fakat siyasette, bürokraside ve toplum hayatında bazen öyle bir anlam kazanır ki insan karakterinin önüne geçer.
Kimi koltuğa oturunca kendisini devlet sanır.
Kimi makamı şahsi mülkü zanneder.
Kimi de koltuğu kaybetmemek için dün söylediklerini bugün inkâr eder.
İşte tehlike tam burada başlıyor.
Çünkü devlet aklı, koltuk aklı değildir.
Devlet aklı; günü kurtarmayı değil, yarını düşünmeyi gerektirir. Kişilerin makamlarını değil, devletin itibarını ve milletin geleceğini merkeze koyar.
Bugün maalesef makam uğruna birbirine selam vermeyenlerin, makam ihtimali doğunca birbirinin en yakın dostu haline geldiğini görüyoruz.
Dün kötülediğine bugün övgüler düzenler…
Dün kapısını çalmadığının bugün peşinden koşar…
Dün yanlış dediğine bugün doğru der…
Neden?
Çünkü koltuk görünmüştür.
İşte buna siyaset demek kolaydır.
Ama ben buna siyaset demiyorum.
Buna makam hesapçılığı diyorum.
Siyasetçinin görevi koltuk kazanmak değil, milletin güvenini kazanmaktır.
Bürokratın görevi makamını korumak değil, devletin işini hakkıyla yapmaktır.
Yöneticinin görevi çevresine kendisini alkışlatmak değil, kendisinden sonra gelecek insanların daha iyi bir düzen bulmasını sağlamaktır.
Çünkü hiçbir koltuk sonsuza kadar kimseye ait değildir.
Bugün oturduğun koltukta senden önce biri vardı.
Yarın senden sonra biri olacak.
Asıl soru şudur:
Sen o koltukta otururken ne bıraktın?
Bir eser mi?
Bir adalet duygusu mu?
Bir güven mi?
Yoksa sadece kendine yakın insanlardan oluşan bir çevre ve makamını kaybetmemek için verilmiş yüzlerce söz mü?
Devletin en büyük düşmanı bazen dışarıdan gelen tehditler değildir.
Bazen devletin içinde, makamı hizmetten üstün gören anlayıştır.
Çünkü liyakatın yerine sadakat konulduğunda, ehlinin yerine yakını getirildiğinde, doğruyu söyleyen susturulup alkışlayan yükseltildiğinde devletin kurumsal hafızası zayıflar.
Ve unutulmamalıdır:
Devlet kişilerle değil, kurumlarla ayakta kalır.
Kişiler gelir geçer.
Partiler gelir geçer.
Bakanlar, başkanlar, müdürler, milletvekilleri değişir.
Ama devlet devam eder.
İşte devlet aklı tam da burada devreye girer.
Devlet aklı, “Ben ne kazanacağım?” diye sormaz.
“Devlet ne kazanacak, millet ne kazanacak?” diye sorar.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla koltuk değil, daha fazla sorumluluk sahibi insandır.
Daha fazla makam yarışı değil, daha fazla liyakattir.
Daha fazla alkış değil, daha fazla cesarettir.
Ve en önemlisi, makamdan güç alan değil, makama güç ve itibar kazandıran insanlardır.
Çünkü günün sonunda herkes o koltuktan kalkacak.
Kimi sessizce…
Kimi unutularak…
Kimi de arkasından güzel sözler söylenerek.
Koltuk boş kalacak.
Makam başkasına geçecek.
Ama insanın yaptığı iyilik de, yaptığı haksızlık da insanların hafızasında kalacak.
O yüzden herkes kendisine şu soruyu sormalı:
“Ben koltuğa mı layığım, yoksa koltuk benim yüzümden mi değer kazanacak?”
Cevabı verebildiğimiz gün, belki de gerçek anlamda devlet aklından söz etmeye başlayabiliriz.
Çünkü mesele koltuğa oturmak değildir.
Sonuç olarak; Hiçbir koltuk, idarecilerin babasının malı değildir. İdareciler, bulundukları makamlarda emaneten oturduklarını bilerek; bencillik ve egoları ile değil, alçak gönüllü ve empati yeteneklerini kullanarak hareket etmelerinin hem kendileri ve hem de vatandaşlarımızın menfaatine olacağını unutmamalıdır. 
Siyasi irade, liyakatlı ve mutevazı idarecileri göreve getirmelidir ki bu tür sıkıntılar yaşanmasın. Bakanlar ve Valiler özellikle Belediyeler kibirli idarecilerin egoist tavırlarına müsaade etmesin.
Zira insan,nihayetinde ne olursa olsun geldiği yeri unutmamalı.Şu an sahip olduğunuz o havalı tavırlarınız, her şeyi bildiğiniz her şeye ben karar veririm büyük bir yanılgı içerisinde olduğunuzu bilin.Zamanında iğne deliğinden geçebilecek küçüklükte bir dut(morula) olduğunuz gerçeğini unutturmasın lütfen.
Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın