Yöneticilik yalnızca karar vermek, talimat vermek ve önüne gelen işleri sonuçlandırmak değildir. Yönetmek; insanı tanımak, zamanı doğru okumak, hadiselerin arkasındaki gerçeği görebilmek ve gerektiğinde alışılmış kalıpların dışına çıkabilmektir.
Hayatın farklı dönemlerinde, farklı görev ve sorumluluklarda şunu daha iyi anlıyoruz: Bir insanın makamı yükseldikçe imkânları artar; fakat aynı zamanda gerçek hayatla arasına mesafe girme tehlikesi de büyür.
Çevreniz kalabalıklaşır ama sizi gerçekten uyaranların sayısı azalabilir. Size ulaşan bilgi çoğalır ama hakikate ulaşmanız zorlaşabilir. İnsanlar sizi dinlemeye başlar fakat sizin insanları dinleme imkânınız azalabilir.
İşte yöneticilik biraz da bütün bunlara rağmen uyanık kalabilme, insanı kaybetmeme ve kendi iradesini muhafaza edebilme sanatıdır.
Ben iyi yöneticiliği sekiz temel esas üzerinden okumayı önemsiyorum.
1. Uyanık ve şuurlu olmalı
Buradaki uyanıklıktan kastımız kurnazlık değildir. Ferasetten, dikkatten, hadiseleri okuyabilmekten ve görünenin arkasındaki hakikati fark edebilmekten bahsediyoruz.
Yönetici çevresindeki insanların çizdiği dünyanın içine hapsolmamalıdır.
Kendisine söyleneni dinlemeli fakat bununla yetinmemelidir.
Kendi gözüyle görmeli, kendi kulağıyla dinlemeli, kendi aklı ve vicdanıyla değerlendirmelidir.
Çünkü makam yükseldikçe insanın çevresi kalabalıklaşırken bazen gerçek hayata açılan pencereleri küçülür.
Sokağa çıkmalı.
Esnafı dinlemeli.
Çalışanıyla konuşmalı.
Gencin hayalini, yaşlının duasını, garibanın derdini, vatandaşın sitemini doğrudan duyabilmelidir.
Bazen makam odasına ulaşmayan küçücük bir cümle, sokakta insanın karşısına hakikatin ta kendisi olarak çıkar.
Yönetici kendisine anlatılan hayatı değil, yaşanan hayatı bilmelidir.
2. Protokolün değil, insanın yöneticisi olmalı
Devletin bir adabı vardır. Makamın, temsilin, usulün ve protokolün elbette bir gereği vardır. Bunların hepsi önemlidir.
Ancak bunların hiçbiri insanla yönetici arasına duvar örmemelidir.
Bir esnafın sofrasına oturmak, bir çalışanın hâlini sormak, kapıdaki güvenlik görevlisine selam vermek, makamına gelen insanı karşılamak yöneticiyi küçültmez.
Tam tersine büyütür.
Makam insanı büyütmez; insan makamı büyütür.
İnsanların makamınızdan dolayı ayağa kalkması başka şeydir; gönüllerindeki sevgi ve hürmetten dolayı ayağa kalkmaları başka şey…
Birincisini makam sağlar.
İkincisini ise karakteriniz, samimiyetiniz ve insanlara verdiğiniz değer kazandırır.
Gerçek yöneticilik de ikincisini başarabilmektir.
3. Kendi yolunu çizebilmeli, inisiyatif alabilmeli
Yönetici sadece önüne konulan programı uygulayan kişi hâline gelmemelidir.
Kendi gündemini oluşturabilmeli, önceliklerini belirleyebilmeli ve gerektiğinde alışılmış kalıpların dışına çıkarak yeni yollar açabilmelidir.
Bazen programda olmayan beş dakika, programlanmış beş saatten daha kıymetli olabilir.
Bir karşılaşmadan dostluk, bir ziyaretten yeni bir fikir, sıradan görünen bir sohbetten büyük bir proje doğabilir.
Bunun için yönetici yalnızca kendisine sunulan seçenekler arasından tercih yapan değil, gerektiğinde yeni seçenekler üretebilen insan olmalıdır.
Alışkanlıkların esiri olmamalıdır.
“Bugüne kadar böyle yapıldı.”
“Herkes böyle yapıyor.”
“Usulümüz bu.”
Bu sözleri tek başına gerekçe kabul etmemelidir.
Şartları okumalı, fırsatları görebilmeli ve doğru zamanda sorumluluk alarak harekete geçebilmelidir.
İyi yönetici hadiselerin peşinden sürüklenmez; istikametini bilir, inisiyatif alır ve gerektiğinde yeni bir yol açar.
4. İstişare etmeli ama iradesini teslim etmemeli
İnsan bazen bir mesele üzerinde saatlerce düşünür ve çıkış yolu bulamaz. Sonra güvendiği bir insanın söylediği tek bir cümle önündeki kapıyı açar.
O insan bazen bir uzman olabilir.
Bazen çalışma arkadaşıdır.
Bazen yıllardır tanıdığı bir dosttur.
Bazen de aynı hayatı paylaştığı eşidir.
Hakikat kimden gelirse gelsin onu alabilmek büyük bir meziyettir.
Bu sebeple yönetici sormaktan çekinmemeli, çok dinlemelidir.
Fakat çok dinlemek, iradeyi başkalarına teslim etmek değildir.
Herkesi dinleyeceksiniz.
Düşüneceksiniz.
Tartacaksınız.
Sonra karar verecek ve kararınızın sorumluluğunu taşıyacaksınız.
İstişare aklı çoğaltır; irade ise yöneticinin omurgasını oluşturur.
İyi yönetici “Ben her şeyi bilirim.” demez.
Ama “Benim yerime başkaları düşünsün.” de demez.
5. Zamanı yönetmeli, planlı ve disiplinli olmalı
Bir yöneticinin en kıymetli sermayelerinden biri zamandır.
Para yeniden kazanılabilir. Bazı imkânlar yeniden elde edilebilir. Fakat geçen bir saat geri getirilemez.
Bu nedenle yönetici gününü tesadüflere bırakamaz.
Nereye gideceğini, neyi önceleyeceğini, hangi işin acil, hangi işin önemli olduğunu bilmelidir.
Plan yapmalıdır.
Takip etmelidir.
Başladığı işi sonuçlandırmalıdır.
Fakat zaman yönetimi yalnızca ajandaya bağlı yaşamak da değildir.
Bazen erken gitmenin, bazen birkaç dakika fazla kalmanın, bazen programda olmayan bir kapıyı çalmanın büyük sonuçlar doğurabileceğini görebilmelidir.
İyi yönetici zamanını planlar; ferasetli yönetici ise anın içindeki fırsatı da görebilir.
6. Tevazu sahibi olmalı ama otoritesini kaybetmemeli
Tevazu ile zayıflık birbirine karıştırılmamalıdır.
Güler yüzlü olmak zayıflık değildir.
İnsanları dinlemek zayıflık değildir.
Bir çalışanınıza değer vermek, kapınıza geleni karşılamak, hata yaptığınızda “Yanılmışım.” diyebilmek de zayıflık değildir.
Aksine bunlar özgüven göstergesidir.
Kibir ise çoğu zaman gücün değil, insanın kendi içerisindeki zayıflığın örtüsüdür.
Elbette yönetici gerektiğinde kararlı olacaktır.
Gerektiğinde “Hayır.” diyecektir.
Gerektiğinde hesap soracak, yanlışın karşısında duracaktır.
Fakat bunu insanları aşağılamadan ve onurlarını kırmadan yapacaktır.
İnsanları korkutarak size itaat ettirebilirsiniz; fakat güven vererek sizinle birlikte yürümelerini sağlarsınız.
İkisi aynı şey değildir.
7. Doğru bildiği yolda sebat etmeli ama yanlışta inat etmemeli
Yöneticilik biraz da rüzgâra karşı yürüyebilme cesaretidir.
Her doğru karar ilk anda alkışlanmayabilir.
Bazen eleştirilirsiniz.
Bazen yanlış anlaşılır, bazen yalnız kalırsınız.
Hatta zaman zaman en yakınınızdakiler bile size başka bir yol gösterebilir.
İşte orada sebat gerekir.
Fakat sebat ile inadı birbirinden ayırmak gerekir.
Yeni bir bilgi ortaya çıktığında, şartlar değiştiğinde veya yanlış yaptığınızı fark ettiğinizde geri dönebilecek kadar da güçlü olmalısınız.
Çünkü hatasını kabul etmek insanı küçültmez.
Yanlış olduğunu bile bile devam etmek küçültür.
Doğruda sebat erdemdir; yanlışta ısrar ise kibirdir.
İyi yönetici bu ikisinin arasındaki ince çizgiyi görebilmelidir.
8. İnsan biriktirmeli, gönül kazanmalı ve güven inşa etmeli
Belki de bütün bu maddelerin gelip dayandığı yer burasıdır.
İnsan hayatı boyunca para biriktirebilir.
Mal biriktirebilir.
Makam ve unvan sahibi olabilir.
Fakat bir yöneticinin gerçek serveti insandır.
Her mahallede selamlaşabileceği bir insan…
Her meslek grubunda güvenebileceği bir dost…
Her gittiği yerde kapısını rahatlıkla çalabileceği bir gönül…
Eskilerin güzel bir anlayışı vardır: Bir yerde gerçek bir dostunuz varsa, orada bir eviniz var demektir.
Ne kadar güzel bir ölçü…
Fakat insan biriktirmek, menfaat ilişkileri ağı kurmak değildir.
“Yarın bana lazım olur.”
“Bir gün işime yarar.”
“Bunun bana ne faydası var?”
Bu düşünceler üzerine kurulan ilişkilerin adı dostluk değildir.
Hasbi olmak gerekir.
Bir insanın gönlüne dokunacaksınız ve belki hayatınız boyunca ondan hiçbir şey istemeyeceksiniz.
Bir insana iyilik yapacaksınız ve karşılığını beklemeyeceksiniz.
Bir kapıyı yalnızca gönül kazanmak için çalacaksınız.
Çünkü hesapla kurulan ilişki makam bitince biter; gönülle kurulan ilişki makamdan sonra da yaşar.
Son Söz
Bütün bunların üzerinde bir ölçü daha olduğuna inanıyorum:
Yönetici çevresini yönetebilmeli; çevresinin kendisini yönetmesine müsaade etmemelidir.
Danışmanından faydalanmalı ama danışmanının dünyasına hapsolmamalı.
Ekibini dinlemeli ama ekibinin alışkanlıklarının esiri olmamalı.
Protokolü bilmeli ama protokolün adamına dönüşmemeli.
İstişare etmeli ama iradesini teslim etmemeli.
Planlı olmalı ama hayatı kaçırmamalı.
Güçlü olmalı ama kibirlenmemeli.
Cesur olmalı ama aklı terk etmemeli.
Sebat etmeli ama yanlışta inat etmemeli.
Ve bütün bunların sonunda insanı merkeze koymalıdır.
Çünkü makamlar geçicidir.
Unvanlar bir gün kapılardan indirilir.
Kalabalıklar dağılır.
Bugün önünüzde yürüyenlerin bir kısmı yarın başka kapılarda yürür.
Fakat insanların zihninde ve gönlünde bıraktığınız iz kalır.
Belki bu yüzden bir yönetici günün sonunda kendisine yalnızca,
“Bugün kaç işi bitirdim?”
diye sormamalıdır.
Bir de şunu sormalıdır:
“Bugün kaç gönül kazandım, kaç insana güven verdim ve arkamda nasıl bir iz bıraktım?”
Çünkü iyi yöneticilik yalnızca işleri yönetmek değildir.
İnsanı yönetmeden önce kendini yönetebilmek; insanlara hükmetmekten önce onların gönlüne dokunabilmektir.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir