Bugün Yargıtay kararlarına yansıyan pek çok ihtilaf, bizleri eski ama unutulmuş bir hakikatle yeniden yüzleştirmektedir: Hukuk, insanı korumadığı anda şekil olur; ruhunu kaybeder.
İş yerinde sistematik baskıya uğrayan, aile içinde yok sayılan, sosyal hayatta değersizleştirilen bireylerin yaşadığı şey çoğu zaman sessiz bir çöküştür. Ne bir darp izi vardır ne de yüksek sesli bir feryat. Lakin insanın izzeti, fark edilmeden aşınmaktadır. Yargıtay’ın son yıllarda bu tür davranışları kişilik haklarına saldırı olarak nitelendirmesi, hukukun nihayet insanın iç dünyasına da eğilmeye başladığını göstermektedir.
Bu yaklaşım, aslında kadim bir hukuk anlayışının yeniden hatırlanmasından ibarettir. Nitekim İbn Haldun, asırlar önce şu uyarıyı yapmaktadır:
“Zulüm, umranı yıkar.”
Buradaki zulüm yalnızca fiziki şiddet değildir; insanın onurunu kıran, onu hiçe sayan her davranış da zulmün ta kendisidir.
Batı hukuk düşüncesinde de benzer bir çizgi görülmektedir. Rudolf von Jhering, hukukun gayesini şu sözlerle ifade etmektedir:
“Hukukun amacı barış, yolu ise mücadeledir.”
Bu mücadelenin merkezinde ise insanın değeri yer almaktadır. Eğer hukuk, insan onurunu koruma iradesini kaybederse, barış da adalet de bir hayalden ibaret kalmaktadır.
Keza Gustav Radbruch, hukukun adaletle bağını kopardığı anı şu cümleyle tarif etmektedir:
“Aşırı adaletsizlik, artık hukuk değildir.”
İnsan onurunun sistematik biçimde zedelendiği bir düzende, kanunların varlığı hukuku kurtarmaya yetmemektedir.
Osmanlı hukuk ve devlet geleneğinde ise bu mesele “kul hakkı” kavramı etrafında şekillenmiştir. Kul hakkı, yalnızca malın ya da canın korunması değildir; insanın izzetinin muhafazasıdır. Bu nedenle ecdadımız, adaleti sadece mahkeme salonlarında değil, hayatın bütün katmanlarında tesis etmeyi gaye edinmiştir.
Bugün şu soruyu sormak mecburiyetindeyiz: Hukuku yalnızca uyuşmazlık çözen teknik bir mekanizma olarak mı göreceğiz, yoksa insanı merkeze alan bir adalet fikrini mi yeniden inşa edeceğiz? Yargıtay’ın insan onurunu esas alan kararları, bu soruya verilmiş geç ama kıymetli bir cevaptır.
Zira insan onurunun korunmadığı yerde ne devlet kalıcıdır ne de medeniyet. Hukuk susarsa, önce vicdanlar, sonra toplum çökmektedir.
Editor : Haber Merkezi
